1 Mart 2013 Cuma

KISACA....

Tembel miyim?Evet biraz bünyede tembellik var,kabul ama bu aralar çok yoğun geçti günler.Şubat ayında hiç yazmamışım neredeyse.Yine kısa başlıklarla geçicem,ayrıntılı yazmam gerekenler için de fırsat kolluycam (inşallah) (Okuduktan sonra ekliyorum,kısası buysa uzunu nasıl olur kimbilir?)
Mart geldi,hoş geldi….Bahar aylarının müjdecisi,kış-bahar arasında kalmışlığın kararsızlığı ve bir de benim doğduğum aydır Mart benim için…Bir yandan çok mutluyum bahar geliyor ve ardından yaz diye,diğer yandan bu sene İzmir’de doğru düzgün kış görmeyişimizin kaygısı(toplamda iki hafta kış soğuğu gördük diyebilirim)yaklaşan doğumgünümle 1 yaş daha alıyor olmanın garipliği(30’ları sevdim ama zaman daha çabuk geçmeye başladı sanki ),Cansu’nun  bir-iki aydır söylediği gibi(“Cansu sen kaç yaşındasın? C:”ikibucuğum”)dolu dolu 2,5 yaş olacak olması…(A.İ.) gibi vs.vs…
Gelelim jet hızıyla Şubat’ın ikinci yarısında yaptıklarımıza(hatırladığım kadarıyla L ) .İstanbul seyahatinden sonraki Cumartesi günü evdeydik,Pazar günü ablamlara kahvaltıya diye gittik,akşam yemeğinden sonra döndük eve.Hem biz çocuklara doyduk,hem de onlar birbirlerine…(ara ara yorulduk,söz geçiremedik ama güzeldi…)Yoğun geçen haftaya bir Aydın seyahati eklendi.
Geçtiğimiz Cumartesi günü Cansu’mla Kemeraltı’na gittik.İlk kez metroya bindi kuzum,metroyu bilmediğinden tren olarak anlattım ona.Metrodan çok yürüyen merdivenlerden keyif aldı ….Hisarönü’nde gezerken annem aradı, “hadi sen de gel” dedim,geldi sağolsun.Beraber yemek yedik,usul usul yağan yağmurun altında çarşıyı talan ettik…Bebek arabasını almamıştım,hal böyle olunca bebek arabalarını gördüğünde ,ara ara tutturdu kuzum “anne ben arabama bincem”diye.Ama iyi idare etti,çok yorulduğunda-ki haklıydı- “anne ben yoruldum ,kucak ver” dedi.Bir yürüdük,bir kucakladım.Gezdik,alışveriş yaptık,dayanamadım yine yün aldım.Uzun zamandır istediğim sümbülleri aldım(eve dönerken kırılmışlar ama toparlandılar).Kocaman papağanı,yavru tavşanları görünce epey şaşırdı ipek bohçam.Babaannesinin işyeri Kemeraltı’nda,gün boyunca özellikle yorulduğunda “hadi annem az kaldı babaanneye gidicez” diye motive ettim.İyice yorulduğunda döndü “anne ,babaneye gidebili miyiz artık?” diye sordu.Babaannesinin işyerine yaklaşınca da “bak annecim geldik babaanneye”dedim,küçükhanım baktı ve “ama anne burası babanenin değil” dedi .Haklı yavrum,evine gideceğiz sandı herhalde(en son yaz sonu gitmiştik ,hatırında kalmamış),sonra başladım anlatmaya “babaanne de benim gibi çalışıyor,evine değil,işyerine gidiyoruz”diye.Yağmur nedeniyle gelmeyeceğimizi düşünen babaannesine sürpriz yapmış olduk,çok sevindi.İkisi de çok mutluydu…Babaannemizi de alıp,çıktık.Yolda oyuncakçı da durdular,kayınvalidem oyuncak almak isteyince,ben çok oyuncağı var diye itiraz ettim,kuzum da döndü “ama babane istemiyom ,hadi yürüyelim” dedi.(Maşallah,hep böyle olur inşallah)Yine metroyla eve döndük.Eşim de kayınpederimi alıp geldi.Hep beraber yemek yedik.Tüm gün uyumayan ve yürüyen yavruya banyosunu yaptırdık,erkenden uyuya kaldı(iyi dayandı maşallah benim bile ayaklarım zonkluyordu)Aile sohbetinin ardından kayınvalidemleri de uğurladık.
Pazar günü iki numaralı yeğenim,ablamın oğlu Yaman’ımızın 1.yaşgünüydü.Babamın deyimiyle “pamuk efe”miz 1.yaşını doldurdu…
Can oğlum,canım oğlum,okyanus gözlüm,güleç yüzlüm,teyzesinin yakışıklı küçük erkeği(maşallah)….
İyi ki doğdun!sağlık,huzur,mutluluk dolu nice güzel yılları hep beraber yaşayalım inşallah…Şansın,ömrün,bahtın çok güzel olsun paşam….
Yaman’ımızın doğumgünü için kereviz salatası yapmıştım,bu sefer portakal kabuklarını kase gibi kullandım,doldurdum içlerine…
Doğumgünü denizci temalıydı.İkramlar,süslemeler ,her şey mavi-kırmızı-beyaz renklerindeydi.Biz bile kıyafetlerimizi bu renklere ve temaya uygun seçmeye çalıştık J
Her şey çok güzeldi,keyifle kutladık ilk yaşını oğlumuzun(M)…Nicelerine inşallah…(ayrı bir konu olarak fotoğraflarıyla yazacağım inşallah)
Doğumgününden sonra ablamın yakın arkadaşına geçtik,kahve –akşam yemeği derken 22:00’ye doğru evdeydik.Günün yorgunluğuyla kuzum uyuya kaldı hemen.Ardından toparlanma faslı ve uyku…
Bu hafta inanılmaz yoğun geçti,ne zaman Cuma geldi anlamadım hiç.Çarşamba günü eşimi toplantı için Kıbrıs’a yolcu ettik,Pazar günü dönecek nasipse.Madem haftasonu da yalnızız bunu değerlendirmeli deyip,plan yaptım ben de.Nasipse bu akşam ablam ve kuzenlerim gelecekler.Dün akşam evi toparlayıp,temizlik yaptım,yatmadan masayı hazırladım.İşten çıkıp yemek yaparsak çok geç olur diye,yemek konusunda dışardan ve kuzenlerden destek alacağım.Yemek,sohbet  ve ardından pijama partisiyle devam edeceğiz inşallah.Aynı eski bayramlardaki gibi…Rahmetli anneannemin(nur içinde yatsın)evinde toplanırdık her bayram,7 yetişkin 11 çocuk(20 sene aralığında)…Ne güzeldi…Nasipse bir benzeri bu gece için bizi bekliyor…Yarın akşam için de çocukluk arkadaşlarımı çağırdım.24 senelik geçmişi var arkadaşlığımızın…Çok özledik birbirimizi…En son iki sene önce dördümüz bir araya gelebilmiştik.Yarına tekrarlayacağız inşallah.Yorgunum ama keyifli ,heyecanlı ve mutluyum da aynı zamanda…
Bunların dışında,bu sabah hariç (daha önceki uyanma krizlerinin bir benzeri oldu)çok rahat geçirdik kuzumla.Dün akşam işlerden pek ilgilenemedim,belki de ondandı bilmiyorum…
Büyüyor meleğim…Pazartesi günü annemden gelirken dolunayı gösterdim “annem bak dolunay” , o da “aaa anne bak ay aynı yuvalağa benziyo” dedi….CANSIN CAN....
Ağız tadıyla,sağlık,huzur,mutluluk dolu bir haftasonu yaşayalım inşallah.Babamızda sağ salim yuvaya döndümü değmeyin keyfimize…
Hoş geldin bahar…İyi ki geldin….
Keyifli  haftasonları ,sevgiler….



YILMAZ ÖZDİL'den yine İZMİR.....

Hürriyet yazarı Yılmaz ÖZDİL yazdı..

İZMİR BAHARI

Türkiye’den sıkıldığım zaman... İzmir’e giderim ben.
...
Simide gevrek deriz biz.
Çekirdeğe çiğdem.
Kordon elektrik aleti değildir.
Kumru da kuş değildir.
Yengen’i yeriz.
Sen sigorta dersin...
Biz asfalya deriz.
Uzatmayız...
Gidiyom geliyom deriz.
Domates dediğin...
Domat işte.

Evimiz isterse 800 metrekare olsun, balkonda otururuz. Kordon’suz evde oturabiliriz, konforsuz balkonda oturamayız; rahmetli babam klima taktırmaya kalkmıştı. Hıdrellez filan, mazeretler uydurur, sabaha kadar sokaklarda içeriz. Bi oturuşta 80’er midye yeriz, istifno severiz, cibez’e bayılırız, gece 3-4 gibi boyoz’a dalmazsak, kan şekerimiz düşer! Boş lafa karnımız toktur, tırışkadan teyyare gibi atasözlerimiz vardır. Kıdemli bilader’e cankuş deriz.

Denizi kız, kızı deniz, sokakları hem kız, hem deniz kokar. Paraşüt kulesinden atlamayana kız vermezler; kızlarımızı da tavlayamazsın ha... Canı çekerse, o seni tavlar! Liseye giden kızının erkek arkadaşının olması kasmaz babaları; kendilerinin de kız arkadaşı vardı lisede... Bak iddia ediyorum, okey şampiyonası düzenlense, kupayı İzmirli kadınlar alır. Erkekleriyle kahveye giderler çünkü, kızlar kahvesi vardır. Şaşırdın di mi? Al buna da şaşır, nargile içerler. Asidirler. Askılı giyerler, şortla gezerler, öküz gibi bakarsan, bi çakar, bi de duvardan yersin... Gönül Yazar’dır, bir gül takıp da saçlarına, çıktı mı deprem sanırdın kantosuna, Karantinalı Despina’dır onlar... Özgürdürler. Aşklarını yaşarlar, varoşta
bile el ele gezerler.

Erkeklerimiz de fena değildir. Detaya girmeyeyim, sırf Ayhan Işık bi fikir verir. E ayıptır söylemesi, sembolümüz de kuştur... Adı, Yalıçapkını!

Enginarın başkentidir. İzmirlidir incir. Kazandibi hemşeri. 78 çeşit köftemiz olduğu için, McDonald’s’ın bunalıma girdiği dünyadaki tek şehirdir. Zeytinyağı severiz, en boktan duruma düşsek bile, zeytinyağı gibi üste çıkmayı daha çok severiz. Hayata gülümseriz.

Sana ne birader! Keyfimizin kâhyasıyız, yazlıklara gitmek için 8 şeritli otoyol yaptık; Güzelbahçe, Seferihisar, Urla, Karaburun, Çeşme, öbür tarafta Dikili, Aliağa, Foça, çipurayız. Pak Bahadur’u özleriz. Durup dururken faytona bineriz, bi yere gitmeyiz aslında, öööle turlarız. Hava güzel, daralırız, okulu ekeriz. Öğretmenlerimizle
kadeh tokuştururuz.

Saat kaç diye Saat Kulesi’ne bakanı bulamazsın. Altında buluşanlar bile zahmet edip kafasını kaldırmaz, birbirine
sorar saati... Rahatızdır. Çocukları Kemeraltı’da kaybederiz, alışverişe devam ederiz, esnaftan biri bulur getirir, çıkışta Kemeraltı Karakolu’ndan alırız. Ağlayıp zırlamak bi yana,
çoğu dondurmayı bitiremediği için ayrılmak istemez
karakoldan iyi mi.

Aceleye gelemeyiz. Bir sene önceden duyur, de ki, saat 20’de tiyatro başlıyor. 20.30’da geliriz. Sanatçılar da İzmirliyse, 21’de anca başlar. Uçak 6 saat rötar yapsın, istifimizi bozmayız, ekstra bira içme vesilesidir bu...
Hiç kuyruk olmaz. Kuyruk
varsa, İzmirli sıkılır, gider. Pratiktir. 201 sokağı
bulduysan, yanındaki 202’dir. Tek tek isim vermeye üşeniriz.

35’imiz var.
35 buçuğumuz var.
34 plaka gördük mü, kapışırız... Arkadan sirenleriyle, eskortlarıyla isterse Cumhurbaşkanı gelsin, bana mı sordu, tarladan gitsin, makam arabasına yol vermeyiz. Arızayız!

Erkek çocuklarına en çok “Efe” adı konulan yerdir orası... Zeybek duyduğumuzda, içimiz cızzz eder, kalkar oynarız.
Hasan Tahsin, Kubilay... Mustafa Kemal de, ağlar kadınlarımız.

Alsancak, Lozan, Montrö, Hatay, Kıbrıs Şehitleri... Sokak sokak, bulvar bulvar, adres adres, Milli Mücadele Müzesi’dir. Birinci Ahmet Çeşmesi falan yoktur. Cinnah Caddesi, Arjantin Caddesi de bulamazsın pek... Recep Tayyip Erdoğan Kavşağı’nı teklif etmez hiç kimse.

Bak ne dedi, 300 senedir sülalece İzmir’de yaşayan Lucien Arkas, Expo’nun dünya tanıtımında, kulak ver dinle... “İzmir, bu kadar uygarlığa ev sahipliği yapmışsa, tesadüf değil. İzmirliler mutlu. İnsan başka
ne ister ki hayattan? Ege mutfağında, Osmanlı mutfağı var, Yunan mutfağı var, Levanten, Yahudi mutfağı var. 300 sene önce İzmir’e geldik. Anadilim Fransızcayı muhafaza ettim. Hâlâ Katolik’im. Evleniyoruz, ölüyoruz, mezarlıklar yan yana. Cami, kilise, sinagog, yan yana. Hoşgörü ender bulunan bir şey. İzmir, gerçekten hoşgörü şehridir. Gelecek nesillerin İzmirliler gibi, sağlıklı, mutlu olabilmesi için, bize destek olun.”

“Irkçı, faşist” dedikleri
İzmir, budur.

İşgal edildiği gün, bir ulusun kurtuluş savaşını başlatan, işgali sona erdiği gün, o ulusun kurtuluş savaşını sonlandıran, dünyadaki tek şehir... Mustafa Kemal’in, ilk ikametgâh adresidir. Eşini oradan almış sarışın kurt... Anacığını oraya emanet etmiş.

Ve, Meryemana...
Allah günah yazmasın ama, Allah’ın oğlu bile İzmir’e emanet etmiş anasını, düşün gari!

“Gâvur” dediler bize... Baktılar, iltifat olarak algılıyoruz, “ilkel” dediler, “sümüklü” dediler, “lağım” diyen bile oldu. Halbuki “prenses” demiş Victor Hugo... Kendi memleketine bakmış “sefiller”i yazmış, İzmir’e bakmış “prenses” demiş... Ki, hakikaten prenses’tir Smryna... Hitit Prensesi’dir. Dangalaklar Yunanca zanneder ama, özbeöz Anadolu’dur. Zahmet edip incelersen, Kültepe Höyüğü’ndeki çivi yazılı tabletlerde görürsün adını... Veya, şöyle bi derin nefes al istersen, imbat’ımızda vardır
o güzel tenin kokusu.

Özgür irademizle seçtiğimiz milletvekilimize “terörist”, belediye başkanımıza “çetebaşı” denmesi, gayet normal...
Çünkü, gıda kolisine değil, oy sandığına atarız oyumuzu!

81 vilayetin 81’inden de yurttaş yaşar İzmir’de... Kim olursa olsun gel’sin diye diktiğimiz, dünyanın en büyük Mevlânâ heykelimizle gurur duyarız. İzmir’de doğmayı, İzmir’de yaşamayı değil, hayata İzmirli gibi bakmayı, “zihniyet hemşeriliği”ni önemseriz.

Gerekirse, şahdamarımızı keser... Kan veririz.

Urfalı Ahmet’in Antepli Mehmet’in Trabzonlu Hüseyin’in Antalyalı İbrahim’in, Edirne’den Ardahan’a, bu memleketteki tüm yurtseverlerin “kan kardeşi”yiz.

Dedim ya...
Simide gevrek deriz biz.
Çekirdeğe çiğdem.
Domatese domat.

Ama, hıyar’a hıyar deriz!
Ve, üşeniriz, her “hıyarım” diyene, tuz yetiştiremeyiz.

Dolayısıyla, genel istek üzerine yinelediğim İzmir yazımı, “gâvur, ırkçı, darbeci, sümüklü, ilkel” diyenler için, Ayla Dikmen’in Kordon’da üstü açık otomobille gezerken söylediği şarkısıyla sonlandırıyorum: “Ben söylerken gülmedin mi? Anlamazdın, anlamazdın...”

Yılmaz Özdil /HÜRRİYET

21 Şubat 2013 Perşembe

Mim...

       Mimlenmişim…
    Bu sefer  Anneler ve Çocuklarına Özel bloğunun sahibesi ,sevgili Hande mimlemiş beni….Teşekkür ediyorum,cevaplarım aşağıda…
 
   1.      Alışveriş yapmayı sever misin?

Severim tabii…Ama dönemlerim var sanki…Bazen çok hevesliyimdir, bazen de çok isteksiz…(bu aralar isteksiz zamanlarımdayım, bütçenin sağlığı açısından hayırlı bir şey tabi..)

   2.      Alışveriş için nereyi veya hangi mağazaları tercih edersin?

Birkaç marka dışında,özel bir tercihim yok,daha çok ihtiyaçlarım doğrultusunda rastgele gelişiyor alışverişlerim..

   3.      Alışverişi yalnız mı yapmayı tercih edersin yoksa fikir aldığın biri var mıdır?

Maalesef genelde yalnız yapmak zorunda kalıyorum.Klasik,erkekler alışverişten pek hoşlanmıyorlar,kızımla da çok zor oluyor…
   4.      Stilini anlatır mısın?

Çok net bir stilim yok,iş nedeniyle haftaiçi klasik,haftasonları spor…Rahat,modern,şık ve sade giyinmeye çalışıyorum..

   5.      Tarzını takip ettiğin birileri var mı?

Özellikle takip ettiğim birileri yok…

   6.      Gardobunda en çok tercih ettiğin parçalar ve renkler nelerdir?

Pantolon,etek,tayt,eşortman ve uygun üstler…Genelde de koyu renkler..

   7.      2012-2013 kış sezonunda gardrobuna hangi parçaları ekledin?
Takım elbise(pantolon-etek-ceket),tek etekler ve birkaç tane  dökümlü kumaştan bluz…

   8.      Takı sever misin ve genelde hangi takıyı ne tercih edersin?
Takı severim(yarı mesleğim sayılır)özellikle yüzük (alyans)ve küpe kullanırım(dün küpe takmayı unutmuşum mesela ,kendimi eksik hissettim)
   9.      Spor yapıyor musun?
Maalesef …Özellikle kış aylarında hiç…Yaz aylarında düzenli olmasa da yüzme,akşamları tempolu yürüyüş vb.oluyor ama bu aylarda sıfır…(zamansızlık gerçek mi,bahane mi senelerdir çözemedim)

   10. Kendine evde veya dışarıda uyguladığın özel bakımlar var mı?
Hayır yok,standartları uygulamaya çalışıyorum…(İlk fırsatta bir hamam seansı hayalim ama)…
Tekrar teşekkür ediyorum,ben de aynı sorularla(tembellik mi yapıyorum ne?)Hümeyra’nın Denizi ni mimliyorum…
Sevgiler…

18 Şubat 2013 Pazartesi

En Kısasından....

Ocak ayında ne çok yazmışım,ama Şubat bir mimle kalakalmış…
Yazacak çok şey var aslında ama hemen kısa bir özet geçeyim,sonra fırsat olursa ayrıntılarıyla anlatırım…
Uşak,Manisa seyahatlerimi yaptım,haftasonu Derinsu’nun Minnie Mouse temalı 3.yaşgününe katıldık.(bir fırsat bulursam fotoğraflarıyla yazmak isterim aslında)Pazar  günü ablamlarla Şirince’de kahvaltı,akşamına Güzelbahçe’de rakı-balık yaptık.Haftaiçi bir akşam kayınvalidemler,bir akşam eşimin kuzenleri bizdeydi.Çocuklar 2-3 ayda bir buluşsalar da  birbirlerini çok seviyor ve çok güzel zaman geçiriyorlar…Seviyorum onların bu anlarını…Cumartesi günü kuzenimizin nişanı vardı,Cuma akşamından ailecek mutfağa girdik;kereviz salatası ve havuçlu toplardan yaptım(havuçlu topların bir kısmına erittiğimiz bitter çikolatalardan döktük,daha da güzel oldu.)Çikolata kabını sıyırmak Cansu kuzucuğa kalınca,yüzünün yarısı ve üstü-başı çikolata oldu,olsun “kirlenmek güzeldir”dedik…
Çikolatayı çok seviyor ,yaklaşık iki-üç ay önce kendi şarkısını yaptı bile “çikola çikola heeeep çikola”….Banyo-hazırlık vs. derken günü tamamladık.
Cumartesi günü kahvaltımızı yaptık,evi toparladık.Kuaföre gittik.Bu Cansu’nun ve Cansu’yla beraber benim ilk kuaför deneyimimiz.Kuzumun saçlarını önden bir sıra ördürüp,açık bıraktırdım.Giderken “durur mu?”diye epey kaygılıydım ama,maşallah hiç sesi çıkmadı.Sonuçtan da memnun kaldık J Ben de yavru kucağımda fönümü çektirdim.Evde hazırlanıp,çıktık.İsteme,yüzük merasimi derken,çok güzel bir nişan oldu.2 ay sonra da İstanbul’da düğünümüz var nasipse.Allah tamamına erdirsin,mutlu etsin inşallah…Tüm gün uyumadığından bir-iki kere mızıldandık,keyfimiz kaçtı,ama o kalabalıkta kucağımda 10 dk.lık bir şekerleme yaptıktan sonra geceye tam gaz devam etti yavrum.Evin köpeğiyle de gayet güzel zaman geçirince eve gitmek bile istemedi.Geceyarısından sonra kalktık,arabaya biner binmez kucağımda uyudu.Gece birkaç kere uyandı ama Pazar günü neredeyse 11:15’e kadar uyudu-lar baba-kız.Benim sevgili uykum,yorgunluğa ve uykusuzluğa rağmen kaçıp,gidince 09:00 gibi bana salon yolları göründü.Ne yapsam uyuyamadım.Ben de tv seyrettim,örgü ördüm,onlar kalkmadan kahvaltıyı hazırladım,uyanmalarını bekledim.Kahvaltımızı yapıp,oyun oynadık,öğleden sonra apartman toplantısına katıldık,dışarda bir şeyler yiyip,banyo –süt rutinimizle haftasonumuzu tamamladık.
Haftabaşından beri rutin koşturmacamız devem ediyor.Dün sabah çok sıkıntılıydı.Cansu uyanmak,soyunup-giyinmek istemedi.Tam bir isyan modundaydı.Yarım saat aralıksız,bağırarak ağladı.Ne yapsam sakinleştiremedim.Tek isteği evinde,yatağında uyumaktı biliyorum ama bu mümkün olmadığından,o gerildi,ben gerildim..Yarım saat boyunca,anneme teslim edene kadar da aynen devam etti(daha şiddetlisini geçen hafta da bir gün yaşamıştık,kendiliğinden uyandığı halde ve tam 1 saat sürmüştü)Dün akşam ve gece uykuya geçişte de benzer durumlar yaşandı…Umarım geçicidir.Bu sabah yumuş yumuş uyandırdım,öpe-koklaya…Mümkün olduğunca sakin ve yavaş hareketlerle,uykusunda giydirip,kucakladım.Öpe koklaya ,hiç ağlamadan emanet ettim anneannesine…Kuzum,yavrum,ipek bohçam benim…
Bizimkinin yaz başından beri göbek deliğine ilgisi var.Yaz aylarındaki kadar olmasa da,uykuya geçişte,dokunmak,tutmak istiyor.Dün akşam annemlerden alırken baktım göbek deliğiyle oynuyor yine aklıma geldi
“kızım,senin adın Cansu ,ama göbeğinin de bir adı var,onun adı da Hülya” dedim
(nüfusa yazdırmadık ama göbek adı olarak annemin adını vermiştik) göbeğine baktı,ben de sordum “neymiş annem göbeğinin adı?”
durdu,düşündü “anane” dedi …. J Canım kızım benim….
Akşam 18:00 de İstanbul’a gidiyorum.Bir gece kalıp,yarın akşam dönücem nasipse…İlk fırsatta,geniş zamanlarda,fotoğraflarla buluşmak üzere(Muhtemelen bu yazı da dönüşte yayınlanacak-ki öyle oldu)
Özel günleri severim…Ticari boyutu abartıldıkça ,genelleşmiş özel günlerden uzaklaşıyor olsam da, herkesin (geçmiş)Sevgililer Günü Kutlu Olsun…
Sevgiler…

5 Şubat 2013 Salı

Mim...

Merhaba,
Yeni gelin Yeni hayat beni mimlemiş,ben de keyifle cevapladım sorularını…

 
**Burcun nedir?

Koç burcuyum…

**Kitap okur musun? Şuan okuduğun kitap hangisi?
Evet, sıkça okumaya çalışıyorum.M.Barış Muslu-Beynine Format At (yeni başladım) Bir arkadaşımın hediyesi olan Zülfü Livaneli –Mutluluk ilk sırada bekliyor.

**En sevdiğin mevsim hangisi?
Yaz ve İlkbahar…

**''Asla ............... '' boşluğu nasıl doldururdun?
“Asla büyük konuşma”

**Şuan ne olsa çok sevinirsin?
Sağlık,huzur ve mutluluğumuz hep daim olsun ama gerçekleşmesi yönünde  beklentimi kestiğim ya da uzun zaman gereken bir dilek,dua ya da hayalim gerçek olsa hem şaşırır,hem de sevinirdim…

**Fobin veya takıntın var mı?
Fobilerim var ama takıntılarım daha çok,ayrıntıya girmemekte fayda var. J

**Zaman makinan olsa hangi zamana gitmek isterdin, neden?
Geçmişe,1500-1950 aralığı olabilir…Günümüzün zorluklarına karşı,yaşamımızı kolaylaştıran onca şeye daha iyi şükredebilmek ve o dönemlerle ilgili merakımı giderebilmek için.

**Bir şekilde (şans oyunları gibi) elinize yüklü miktarda para geçti, (kendinden hariç) kimleri mutlu ederdin,o kişiler kim, nasıl?
1.derece yakınlarımdan başlamak üzere ihtiyaç sahibi yakınlarıma,tanıdıklarıma ,ihtiyaçlarını karşılayacak şekilde yardımcı olmaya çalışırdım.Ayrıca Koruncuk’un İzmir’de kurulacak olan yeni çocuk köyünü de unutmazdım…

**Peki o paradan bende nasiplenir miydim? Nasıl?
Hediye vermeyi çok severim.Sevdiğim blog sahiplerine de gülümsetecek hediyeler alır,gönderirdim.(Bir süredir aklımda olan bir şey bu aslında,uzun vadede yapmayı planlıyorum-para çıkmadan da J )

**Neden blog?
Kayıt altına almak,kendime yeni bir alan yaratmak,paylaşmak,fikir alışverişi yapmak(çok şey öğrendiğim boglar var)terapi ve daha bir çok şey…

**Mecburi olarak yapmacık olduğunuz oldu mu? ee merak ettik şimdiiiiii =)
Maalesef oldum…Olmam gereken insanlara karşı….
Yeni gelin,Yeni hayat’a teşekkür ederim,cevaplamak isterse ben de Nil’i mimliyorum…
Sevgiler…